Tekiner Tayfur 

Tekiner Tayfur      10 Ocak 1988 Host-Afganistan


Şişli İmam Hatip Lisesi sıralarında, öğretmenleri ve öğrenci arkadaşları arasında da, seçkin bir çehre Tekiner Tayfur. Tekiner, orta sona kadar bu adla  tanınan, çağrılan, yaşını aşmak ve en handikaplı hedeflere ulaşmak isteyen, hayat dolu, bulunduğu ortamı kendi lehinde değiştirebilen, küçük yaştan beri, Kuranî ahlâkı yaşamak için çırpınan bir çehre…

Orta okuldan liseye geçişte, bambaşka bir dinamizm kazanmıştı. Arkadaşları ve çevresi tarafından “Muhammed Taha” olarak tanınıyordu. Bu mahlas, O’nun içindeki mücahidane duygu ve kararlılığın isim haline gelmiş şekliydi. Daha18 yaşın kendisine verdiği yenilmez, altedilmez bir cesaret ve aksiyondu bütün bunlar. İnandığı gibi yaşamaya azmetmiş ve asla düşündüğü ve inandığının aksine bir hayat seyri takip etmemiştir. Takva, cehd, ihlas ve samimiyetle dolu bir edası vardı.

Bütün bu özellikler bir araya gelmiş, güzelliklerin kendisinde toplandığı bir çehreyi oluşturmuşlardı. Henüz 14 yaşında olduğu bir dönemde, kendisinden beklenmeyen çalışmaların içinde bulunuyordu. Çalışmalarından ötürü, henüz çocuk denecek yaşında zindana düşmüştü.

Müslümanların yaptıkları çalışmaları, O kesinlikle yeterli bulmuyor, yapılması gerekenin çok altında bir çalışma ile günlerimizi geçirip yitirdiğimizi söylüyordu. Müslümanların içinde bulundukları zor şartların tek sebebinin, cihadı terketmelerinden kaynaklandığını söylüyor, her defasında Hz. Ebubekir’in şu sözünü tekrar edip duruyordu: “Cihadı terkeden hiç bir millet yoktur ki, Allah onların üzerine zilleti yazmasın.”

Tekiner kardeşimiz cihaddan aynen şöyle bahsediyordu, not defterinin arasında:”Müslümanların uzun zamandan beri, unutup, hatta ilmihal kitaplarından bile çıkardıkları islamın en mühim farzlarındandır, cihad…” “Bizim cihadımız, iki yönlüdür. Biri düşmana diğeri de nefse karşı. Silahımızın en keskin yönü ise, nefsimize dönük olmalıdır. Nefsini yenemeyen, onu terbiye edemeyen, dış düşmana karşı zafer elde edemez.”

Afgan cihadı karşısında, gerek dünya ve gerekse Türkiye müslümanlarının suskunluğu, O’nu çok derinden etkiler, bunu bir türlü kabullenemezdi. O, şehadeti arzuluyordu. Şehid olup dünyada ve ahirette izzet ve şeref bulmak istiyordu. Devamlı olarak: “Ya Rabbi kanımı, günahlarım için temizleyici kıl…” diye dua ve niyazda bulunuyordu.

1983’te Şişli İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Tekiner Tayfur, aynı yıl İ.Ü. İşletme Fakültesi’ni kazanır.  Fakülteye bir kaç ay devam eder ve bırakır. Gönlünde liseden beri depreşen ve sevda olan bir şey vardır.

1984 yılbaşında, Taha kardeşimiz düğüne gidercesine bir haletle, Afgan Mücahidleri’nin safına karışmış bulunuyordu. Bu arada Pakistan’da üniversite öğrenimini de devam ettirmeyi ihmal etmemiş, kendini ilmî yönden de müccehhez kılmıştı.

Pakistan’a gittikten sonra, bilgi kültür ve anlayışı da gelişmişti. Bunun yanı sıra bir çok kötü hasletlere karşı kendisini korumuş, ruhunu rabbine sunabilecek kıvama gelmişti.

Fırsat buldukça cepheye gidiyor, Allah’a vermiş olduğu sözü yerine getirmeye çalışıyordu. Bilgi yüklü ama ameli olmayan bir müslüman olmak istemiyor, özellikle böylesi müslümanlara karşı, iyi nazarla bakmıyordu.

O şöyle diyordu: “…Ya Rabbi tuğlasında teri ve kanı bulunan bu mübarek şehidlerin yolundan beni de yürümemi nasib et…” 1986 yılında, bir kez gazi olmuştu.

Bu gaziliği, sanki sonradan kendisini bulacak şehidliğe, bir hazırlık gibiydi. İlk gaziliğini Molla Kali bölgesinde, Ağustos ayında sağ bacağından yaralanarak almıştı… Bu yarası, O’nun şehadete olan azmini bileyerek, hatırlanmasını sağlamış, adeta şehadet için itici bir unsur olmuştu.

Tekiner Tayfur da Allah’a söz veren mü’minlerden birisiydi. Ve, verdiği sözün eylemini tutmanın eylemini gerçekleştirdi. Allah yolunda ölümlerin en şereflisini kucakladı, şehidlerin kervanının bir üyesi olarak….

Hayatının kirleri için, kanının Allah yolunda akmasını, bunun kendisinin geçmiş günahlarına keffaret olmasını istemişti.

Ve yüce mevlamız da O’nun bu niyetini kabul buyurmuş, kanını kendi yolunda akıtarak, şehadetle şereflendirmişti.

Babası Muzaffer Tayfur, oğlunu anlatırken, hem göz yaşı döküyor ve hem de “Bu Allah’ın bize büyük bir lutfudur.” diyor ve oğlunu bize şöyle anlatıyordu: “Bir gün oğlum Taha’yı rüyamda üzeri örtülü bir şekilde yatıyor olarak gördüm. Rüyamda üzerini açtım, bir de ne göreyim Taha’nın yüzü güleç bir şekilde vefat etmiş. O günün ertesinde tanımadığım biri yanıma geldi. Ben bu tanımadığım adama ‘Oğlumun şehadet haberini mi getirdiniz?’ dedim. İlk önce söylemek istemedi.

Ben dedim ki ‘Ne olur söyleyin de, annesini teskin edeyim, değilse sizin söylemenizle teskin olmaz.’ ve bana şehid olduğunu söylediler. Ben hanıma söyledim. Gözyaşları içinde kendimizi tutamadık. Ben hanıma dedim ‘Böyle müjdeli haber herkese nasib olmaz. Üzülme, O’nu bize Allah verdi ve yine Allah uğruna şehid oldu.’

KAYNAK: Selam Gazetesi: 7-13 Mart 1994 Sayı:27

Paylaş