Serdar Coşkun

Serdar Coşkun


01.01.1975 Tarihinde Ordu’da doğan Serkan Coşkun, arkadaşlarının kendisine taktığı Haris adıyla biliniyordu.

1992 de geldiği Bosna’da, Sırplar’a karşı kardeşlerinin yanında savaşmaya koşmuştu. Bosna’da barış anlaşması yapılana kadar savaşmış, barışın imzalanmasıyla, Türkiye’ye dönmüştü.

İçine düşen cihad ateşi sönmediğinden, diğer bölgelerde devam eden, İslamî kıyamlara katılmak istiyordu.

Kendi kararı ile, Keşmir’deki kardeşlerinin yanına gitmeye karar verdi ve Keşmir Mücahidleri’nin safında yer aldı. Sportif yapısıyla dikkati çeken Serkan (Haris), buradaki bölgeyi tanımak babından, iki ay kardeşleriyle eğitim bölgesinde kaldı.

İlk harekât günü gelmişti. İşte o zaman, Bosna’da yakalayamadığı sevgilisine kavuştu. Harekât sırasında 4 Arap, 3 Keşmir’li kardeşiyle birlikte, şehadete kavuştu.

Kendisini cepheye uğurlayan bir arkadaşının yazdıklarından, bizlere de ibret çıkar elbette:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve sizi O’na yaklaştıracak vesile arayın, O’nun yolunda cihad edin, umulur ki, kurtuluşa erersiniz..” Maide Suresi:35

Bir yiğidimizi daha Keşmir cephesinde Rabbe uğurladık.

Hayat ne çabuk geçiyor….

“Abi Allah ömür verirse iki kış, bir yaz sonra buradayım..” demişti, Can Haris’im.

Beş aylık Bosna mücadelesi Haris’e az gelmişti. Çünkü O, cihadın tadını tatmıştı. Hele bir de az zamana çok şeyler sığdırmış birine, durmak hepten zor geliyordu.

Evet O, bu işin hazırlığını, senelerdir yapıyordu. Yakın döğüş konusunda, kendisini çok iyi eğitmişti. Kara kuşak sahibi, iyi bir döğüşçüydü. Ama Allah şahid, bunu hiç bir müslümana, mustazafa göstermemişti. Çevresindeki müslümanlara karşı alçak gönüllü, biri olarak tanınmıştır Haris. Her hareketiyle, bizden farklı biri olduğunu ortaya koyardı Haris. Hele Bosna’dan döndükten sonra, bu iyice belli olmaya başlamıştı. Sevdiğimiz bir ağabeyimiz, O’nun için şöyle derdi: “ Bu çocuk, bu dünyaya fazla..”

Haris’ten, yakın döğüş sanatını çocuklara öğretmesi istenmişti. Bunu O’da arzuluyordu. Ama ne olduysa, birden Allah yolunda Kıtal etme arzusu, O’nu yakmaya başladı. Yerinde duramıyordu. Hatta bu işi O’na teklif eden ağabeyimiz şöyle diyor, “Bu aşk ve istek O’nu o kadar kuşatmıştı ki, ısrar etmekte korktum. O’na engel olmaktan korktum.”

Ve Haris gitti. Allah ömür verirse, bu memleketteki mücadeleye bir şeyler kazandırmak ve dönmek amacıyla gitti.

Hiç unutmuyorum, yola çıkacağından bir gün önce, Karaköy  iskelesinde vedalaştık. Bu sefer ki sarılma, başka bir sarılmaydı.  Dualaşma, başka bir dualaşma. Haris, o zaman bana daha bir farklı gelmişti. O zaman, bir kuş kadar hafif; bir çocuk kadar saf, gelmişti. Ağlaşıp, birbirimizi Allah’a emanet ettik.

Haris, artık Keşmir’deydi. Haberler, zorda olsa geliyordu. Azad Keşmir’deki kampta  kendini çok sevdirmiş. Keşmir’li kardeşler, Haris diyorlar, başka bir şey demiyorlarmış. Onlara eğitim de yaptırıyormuş. Kısa bir süre sonra içeri gitme hazırlıklarına başlamışlar. Çekilen kurada, ilk gidecek mecmua’ya (gruba) seçilmiş. Rabbim hazırlıyor işte. Ve içeriye girerken, pusuya düşürülüyorlar Ve bütün kardeşlerim, Haris’im şehid oluyor.

“Kendileri otutarak kardeşlerine ‘Eğer bizi dinleselerdi ölmeyeceklerdi’ diyen, o adamlara de ki: “Öyle ise kendi nefislerinizden ölümü geri çevirin, eğer doğrucu adamlarsanız.” Ali İmran 168

“Allah yolunda öldürülenleri, sakın ölü sanma. Bilakis onlar rabbleri katında diridirler ve rızıklandırılıyorlar.” Ali İmran 169

Allah-ü Teala şehadetini mübarek etsin. Şehidin bereketinden bizi de bereketlendirsin, bizlere de nasib etsin. Onlar önden gittiler, yolumuzu aydınlattılar. Bizler ise sözlerinde sabit kalanlarız inşaallah…

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki, Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler, böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi de beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile sözlerini değiştirmediler.” Ahzab 23

 

Paylaş