Şehit Metin Yüksel´in Şehadetinin 38.Yılı Basın Açıklaması

 

“Allah yolunda öldürülenlere sakın ölüler demeyin, tersine onlar diridirler ama siz farkında değilsiniz.” / Bakara – 154

“Müminler arasında öyleleri var ki, Allah’a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimileri de şehitlik beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler.” / Ahzap – 23

Yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Rabb’imize hamd olsun. Bizlere yaşamın her karesinde rehberlik eden Habibullah’a: Sevgili Peygamberimize, onun sadık ashabına ve temiz Ehl-i Beyt’ine de selam olsun.

Selam olsun, yalnızca Allah’ın adını yüceltmek için mücadele meydanlarına atılanlara!

Selam olsun, İslam’ın izzet ve şerefini korumak için kendi bedenlerini feda edebilenlere!

Selam olsun, ahiret hayatını dünya hayatına tercih eden yiğitlere!

Selam olsun, müminlerden Allah’a verdikleri söze sadık kalanlara!

Ve selam olsun, sözlerini tutmak için sıralarını bekleyen yiğitlere!

Selam olsun, azizlerimize, şehitlerimize!

Şehitler ki, onlar zamana şahitlik eden tanıklardır. Zulme, isyana, tuğyana, şirke karşı verdikleri onurlu mücadele ve ödedikleri bedelleriyle hak ve batılın ayrılmasında en belirleyici unsur olmuşlardır.

Tarih, hayatı iman ve cihattan ibaret bilerek kendi bedenlerini, yetimlerin, yoksulların, mazlumların ve mahrumların bedenlerine siper etmiş binlerce, on binlerce şehidin destanını yazmıştır.

İnsanlığın ve ümmetin damarlarına akan kan olan aziz şehitlerimiz yolumuzun ışığı, gözümüzün nurudur.

Kardeşlerimiz, bacılarımız,

Her biri gökyüzünde parlayan yıldızlar gibi olan bu şehitlerimizden birisi de 38 yıl önce bir Cuma namazı çıkışında, tam da bulunduğumuz bu noktada katillerin silahlarından çıkan kurşunlarla şehadet şerbetini içmiş, Türkiye İslami Hareketi’nin öncü isimlerinden Metin Yüksel’dir.

Bizler Şehit Metin Yüksel’in misyonunu sahiplenen ve yolunu sürdürmeye niyet etmiş Müslümanlar olarak İslami mücadelemizi şekillendiren ve anlamlandıran bu şehadeti anlamak ve ahdimizi yenilemek üzere bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Metin Yüksel’i, mücadelesini ve onu şehadete götüren süreçten kısaca bahsedersek; 1980 öncesi Türkiye Doğu ve Batı emperyalist güçlerin tezgahıyla adeta iç savaşa sürüklenmiş, şiddet ve kaos ortamına teslim olmuştu. İnsanlar arasında diyalog yok olmuş, Anadolu insanı kendi iradesi dışında sağ-sol çatışmasının tarafı olmaya zorlanıyor, sokaklar, mahalleler, ilçeler, iller bölünmüş; insanımız insanımıza kırdırılıyordu. Anadolu halkı çaresiz, Anadolu halkı suskundu.

Tam bu esnada rahmetli Necmeddin Erbakan Hocamızın önderliğinde bir hareket başlatılmış, Müslüman gençler bir araya getirilmişti. Bu hareket bizden olmayan bu çatışmanın tarafı olmadan insanımızı bilinçlendirmeye çalışıyor, ümmet ve kardeşlik bilincinin yeniden inşası için çaba sarfediyordu.

Türkiye’de yetişen en önemli İslam alimlerinden Sadrettin Yüksel Hoca efendinin mahdumu olan Metin Yüksel henüz 17 yaşında iken bu harekete katılmış, ortaya koyduğu mücadele ile kısa zamanda Türkiye Müslümanlarının sevgi ve saygısını kazanmıştı. 1976 yılından sonra Metin Yüksel ve arkadaşları Fatih’te, İstanbul’da, Türkiye’nin her yerinde, Emperyalizmin tuzağına düşmüş sol ve sağ yapılanmalara ve sisteme karşı etkili bir mücadele iklimi oluşturmuşlardı.

Metin Yüksel ve arkadaşlarını kendileri için büyük bir tehlike ve engel olarak gören emperyalistlerin kontrolündeki güç odakları Metin Yüksel engelinin aşılması için karanlık mahfillerde tuzaklar hazırlıyordu. Nihayet 26 Ekim 1977 günü sol militanlar tarafından kurşunlanarak gazi olurken, 23 Şubat 1979 günü sağcılar tarafından kurşunlanarak şehid edildi.

Şehid edildiğinde Metin Yüksel silahsızdı. Arkadaşları da öyle. Üzerine doğrultulan silahlara doğru yürürken “İslam’ın izzet ve şerefine bedenimi kurban vereceksem, gelin kurşunlar beni alın.” der gibiydi.

Bizler bugün daha iyi idrak ediyoruz ki, onun mücadele anlayışına ve duruşuna dünden daha çok ihtiyacımız var.

Yaşadığımız zaman diliminde dünya patronluğuna soyunmuş küresel güçler, içi boşaltılmış İslam anlayışlarını Müslümanlara dayatmaktadır. Etnik kimlik ve mezhepçilik üzerinden Müslümanlar birbirlerine düşürülmüş, İslam coğrafyaları adeta kan gölüne döndürülmüştür.

Ülkemiz de bu tuzakların içine çekilmiş, Amerika ve NATO beslemesi hainlerin eliyle 15 Temmuz 2016 gecesi darbe teşebbüsünde bulunulmuş, ölüm kusan tankların, helikopterlerin, uçakların önlerinde etten bir duvar ören direnişçi halkımız Şehidimizin “En büyük ibadet Hakkı müdafaa etmektir“ şiarına adeta ses vererek küresel güçlerin kuklası olmuş hainlere gereken cevabı vermiş, ümmetin şehit ve gaziler kervanına yeni yiğitler eklenmiştir.

Bizler biliyoruz ki,

İslam Ümmetinin ve Ülkemizin her gün yeni saldırı ve kuşatmalara maruz bırakıldığı günümüzde hem ülkemizin, hem de tüm İslam coğrafyasının kurtuluşu, aziz şehitlerimizin adımlarını takip etmek ve şehadet bilincini kuşanmakla mümkün olabilecektir.

Emperyalizme, acımasız kapitalizme, siyonizme, yozlaşmaya, çürümüşlüğe, aziz İslam dininin adı kirletilerek işlenen cinayetlere, kör şiddete karşı ancak bu bilinçle karşı durabileceğimizin farkında olmalıyız.

38 yıl önce şehidimiz Metin Yüksel’in kanıyla yazdığı vasiyetini ve mücadelesini doğru okumalı, Türkiye Müslümanları olarak aramızdaki tüm farklılıkları bir tarafa bırakarak sınırsız ve sınıfsız İslam toplumu hedefine, ümmet ve vahdet bilincini kuşanarak kesintisiz ve kararlı bir şekilde yürümeliyiz.

Şehidimiz Metin Yüksel’in “Şehadet bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara” şiarını bir kez daha tekrar ederken yoluna olan sadakatimizi ve ahdimizi yeniliyor, Şehidimize ve tüm Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Paylaş