Molla Ali-Maşallah Hoca ve Enver Hoca

Molla Ali- Maşallah Hoca ve Enver Hoca

1999’un Haziran’ı ilk haftasında ajanslar ve gazeteler; Konya Meram Akyokuş mevkiinde, ağaçlandırma çalışmaları sırasında, üç erkek cesedi bulunduğu haberini geçtiler. Sistemin içinde çöreklenmiş bulunan karanlık güçler tarafından, işkence ile öldürüldüğü anlaşılan, bu üç kişinin katledilmesi olayını açığa çıkartması gereken yetkililer, işin kolayına kaçarak; herhangi bir delil elde etmeden, suçu yine müslümanların üzerine attı.

Sabah gazetesi öldürülen bu üç müslüman hakkında, çok güzel  bir (!) senaryo ile; 7 Haziran 1999 günkü nüshasının 1. sayfasında başlayıp iç sayfalarda devam ederek, bakın haberi nasıl verdi: Konya’da Meram Akyokuş mevkiindeki ağaçlandırma sahasında bakım yapan işçiler, geçen hafta toprağı kazdığında, üç ceset bulundu. İşkence edildikten sonra öldürüldüğü belirlenen üç kişiyle ilgili sır, polis tarafından gün ışığına çıkarıldı. Enver Aktaş, Hüseyin Tuncer ve Ali Arslan, Radikal İslamcı  yasadışı Hizbullah Örgütü ile bağlarını koparmaya çalışan, eski militanlardı. Bunu belirleyen polis, Hizbullah’a yönelik operasyonlara hız verdi.

İlk ipucu, öldürülenlerin parmak izi ile elde edildi. Ölenlerden birinin 34 yaşındaki 5 çocuk babası Enver Aktaş olduğu belirlendi. Muş nufusuna kayıtlı Aktaş, Hizbullah Örgütü üyesi olarak aranıyordu.

Polis, vucutlarında sigara söndürülerek, işkence edildikten sonra öldürülen kişilerin; sakallarının kızıl, saçlarının siyah olması nedeniyle, akraba olabilecekleri ihtimalini değerlendirdi. Muş Emniyeti ile irtibata geçildi ve kayıp başvuruları hakkında bilgi istendi. İlk gelen haber Hüseyin Tuncer ile ilgili oldu. Cesetlerden birinin tanımına uyan ve kayıp olduğu bildirilen, Vali Akyazı İlköğretim Okulu öğretmeni Hüseyin Tuncer’in ailesine haber verildi ve teşhis için Konya’ya gelmeleri istendi. Öğretmen Tuncer’in, Muş Seçim Kurul müdürü babası Ahmet Tuncer, oğlunun cesedini teşhis etti.

Konya’da, Muş kökenli cesedlerin bulunduğuna ilişkin haberleri duyan, 36 yaşındaki 4 çocuk babası Ali Arslan’ın ailesi de, polise başvurunca, üç cesedin de kimliği de belirlenmiş oldu.

Ailelere göre, üç kişinin arasında hiç bir bağlantı yoktu. Baba Tuncer, oğlu Hüseyin’le, on gün önce telefonla konuştuğunu, ancak görüşmenin yarım kaldığını belirterek “Bir daha da kendisine ulaşamadık” dedi.

Yukarı Yongalı Köyü’nde fahrî imamlık yapan Ali Arslan ise, Köy işleri Müdürlüğü adına, sözleşmeli mevsimlik işçi olarak çalışmıştı. Bir süre önce, köy koruculuğu da yapmıştı. 2 yıl önce Muş’tan ayrılan Ali Arslan için, emniyete kayıp müracaatında ise hiç bulunulmamıştı.

Muş’un Hasköy İlçesi’nde yaşayan Enver Aktaş da, kimseye haber vermeden, 5 yıl önce köyünü terketmişti. 5 çocuk babası Aktaş’ın yakınları; Enver Aktaş’ın Hizbullah’a yönelik operasyonlardan kurtulmak için, Muş’tan kaçmış olabileceğini düşündükleri için, polise müracaat etmediklerini söylediler.

Öldürülen üç kişinin ailelerinin belirttiği gibi, aralarında bağ yoktu. Ancak soruşturmayı sürdüren polis, önemli bir ayrıntı tesbit etti. Aktaş ile Arslan  alilerine haber vermeden, aniden ortadan kayboldukları dönemde, Van Erciş’te sahte isimlerle yaşamışlardı.

Bu bilgilerin ardından polis; ard arda ceset yakınlarının evlerine baskınlar düzenledi. Evlerinde, yasadışı Hizbullah Örgütü’ne ait yayın ve kasetler bulunan Aktaş’ın eşi, Medine Aktaş gözaltına alındı. Sorgulanan Medine Aktaş, “Eşim, ‘Can güvenliğimiz kalmadı. Muş’ta kalmamız doğru değil’ dedi. Sürekli birilerinden kaçıyordu. Ve, ertesi günü eşyalarımızı alıp, Van’a gittik” diye, ifade verdi.

Sabah gazetesi haberi böyle veriyordu. Bize ulaşan ve Molla Ali ve Maşallah Hoca ile yakın arkadaşlığı bulunan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir imam kardeşimiz, bize şu bilgileri verdi:

Muş’tan Konya Diyarına ve Türkiye Ufuklarına Yükselen Şehadet Sadaları……

Ölüm; habibi mahbuba; aşıkı, maşuka ulaştıran bir vuslattır. O halde, ölümden niçin korkalım….

Beni değersiz dallara asmanıza karşı pervam yoktur. Muhakkak ki yolum, İslam ve Allah içindir.

Şehadet Bir çağrıdır Tüm nesillere ve çağlara…

 

Molla Ali kardeşimiz, 1964 yılında, Muş’un merkez köylerinden Çengeli’de, dünyaya gelmiştir. Dokuz veya on yaşlarında Bingöl-Solhan taraflarında ve Muş’un bazı köylerinde, medreselerde islamî ilimleri tahsile başlar. Medrese hayatı döneminde, islamî hareketlerle pek alâkası olmadı. Medrese tahsilini bitirdikten sonra, köyüne dönüp fahrî imamlığa başladı. Bu  arada evlendi. İslamî harekete, bu dönemde ilgi duymaya başladı. Ben o günlerde Karabey Köyü’nde imamlık yapıyordum. Ağabeyi vasıtasıyla, bana elden bir mektub gönderdi. Bu mektubunda bana kendi telefonunu yazmış ve ilaveten “Sen yalnız değilsin. Senin ikinci kardeşin benim. Zorluğa ve darlığa girersen, hemen beni arayabilirsin.” Bu davranışıyla aramızdaki kardeşlik bağları, kuvvetlendi.

Molla Ali’nin çalışması, semeresini vermeye başladığında PKK, ‘çalışmalarına son vermesini’ ihtar etti. O yine de mücadelesine devam etti. PKK, tehdidlerinin fayda vermediğini görünce, Molla Ali’nin Köyü’ne (Çengeli) saldırır. Çengeli Köyü ve PKK timleri arasında çatışma, saatlerce sürer. 6 saat boyunca devam eden çatışma sonunda, Yusuf  isminde bir köylü, şehid olur. Bu çatışma sırasında köylülerle birlikte çarpışan Molla Ali, bulunduğu yerin  bombardıman ve taramaya maruz kalmasına rağmen, burnu dahi kanamadan çıkar. Bu hareketten sonra Molla Ali, çalışmalarına daha bir yoğunluk verip, köylülerle arasındaki muhabbeti artırdı.

Bir keresinde Muş’ta karşılaştığımızda “Muş’a niye yerleş miyorsun? Gel Muş’a yerleş.” dediğimde, bana cevaben “Muş’a niçin geleyim? Muş’a gelene kadar; mustazaf müslümanların davası için, köyümde çalışmam daha verimli oluyor” demişti. Molla Ali’nin köyü, bir müddet sonra tamamen kendisini destekler, O ne derse yerine getirmeye başlar. Bunu bazı karanlık güçler çekemezler ve kendisine köyden ayrılması için; ikazda bulundular. Bunu öyle bir reddeye vardırdılar ki; PKK’nın yıldıramadığı Molla Ali, iç Anadolu bölgesine yerleşmeye mecbur oldu.

Fakat karanlık güçler, kendisini burada da rahat bırakmadı, sürekli tacizlerde bulundu. Nihayet 1999 Haziran ayı içerisinde Molla Ali-Maşallah Hoca ve Enver Hoca, Konya’nın Akyokuş mıntıkasında; hunharca katledilmiş, bir çukura gömülmüş olarak bulundular. Cesetlerinde yapılan otopsi neticesinde; vucudları üzerinde sigara söndürülmüş, erkeklik organları kesilmiş, yüzlerinin derileri soyulmuş, bir çok kemikleri kırılmış ve tüm organlarına elektirik verildiği tesbit edilmişti.

Molla Ali, şehid edildiğinde 35 yaşlarında ve 5 çocuk babasıydı.

Maşallah Hoca ise Muş’un merkezinde oturuyordu. Talebelik hayatı, Dıyarbakır’da geçmişti. Tahsiline devam ederken, Kelimetullah’ın yücelmesi çalışmalarından, geri durmuyordu. Okulunu tamamladığında, Muş’un merkezinde, bir müddet öğretmenlik yaptı.

Enver Hoca ise Has Köy’de öğretmenlik yapıyordu. O da, diğer kadeşlerimiz gibi  genç ve dinamik birisiydi. Tağutların tehdidine aldırmıyordu. Bu üç kardeşimiz de; güzel bir karektere sahip oldukları için olsa gerek, yüce rabbimiz; her üçüne de genç yaşta, hem de karanlık güçlerin elinden, şehadet nasib etti.

Molla Ali kardeşimiz hem alim, hem âmil, hem muhacir oldu ve sonunda da şehid oldu.

Molla Ali için, şecaat ve cesaretiyle İmam Ali (r.a)’yi canlandırıyordu, desek ifrat olmaz herhalde. Çünkü O, muvahhid müslümanlara karşı saygılı; dinde atıl, imanda batıl olan kişilere, tâğî ve bâğî güçlere karşı da şiddetli ve heybetli idi. Ben, O’nun şecaatine ve cesaretine, her daim gıbta ederdim. Molla Ali’nin cesareti, bir çok müslümanı hayrete bırakmıştı. Öyle ki;  Doğu ve Güneydoğu’da insanlar, PKK korkusundan evinden dahi çıkamazken; bu alim kardeşimiz ilmiyle amel ederek, PKK’nın gayr-i islamî icraatlarını açıktan açığa tenkid ediyor ve bunlara karşı bilfiil tavır ortaya koyuyordu. Molla Ali kardeşimiz, ilim ehli idi. Tahsil ettiği ilmin, kendisinden ne tür bir tavır bekledi ise; O, bu tavrı sergilemiştir. İlim, kendini ve düşmanını tanımak ise; O kendisini ve düşmanını iyice tanımıştı. Mümtaz simasıyla Rasulüllah’ın varisliğini temsil ediyordu. O adeta lisan-ı hal ile şöyle diyordu: Küfür, meydanda cirit atarken, İslam Alimleri; Şehadet peşinde olmaları gerekir. Hüseyinlerin yolunda, Yezidlerin karşısında olmak gerekir…

Karanlık güçler, bu mücahidlerin vucudlarını ortadan kaldırıca; düşüncelerinin son bulacağını zannediyorlardı herhalde. Bu kardeşlerimizin açtığı çığır, alevlendirdikleri meşaleler, kanlarıyla sulayarak yetiştirdikleri gençler; daha da canlanıp, dinamik bir ruha kavuştular. İnsanları, küfür karanlığından kurtarmak için, birer meşale oldular.

Evet, tâğî ve bâğî güçler kendi kinlerini kusarak; bu üç kardeşimizi hunharca katlettiler. Zannettiler ki, Allah’ın nurunu böylelikle söndürecekler. Karanlık güçler şunu iyi bilsinler ki; bu mücahidlerin kanlarıyla Kur’an Bahçesi’ndeki çiçekler, öyle bir yeşerecek ki; firavnî düzen içerisinde yaşayan mustazaf ve mazlumların, uyanmasına vesi olacaklar.

Karanlık güçler şunu iyi bilsinler ki; müslümanlar, hiç bir zaman mağlub olmayacaktır. Çünkü müslümanlar, canlarını kaybettikçe cenneti kazanmaktadırlar. Hem de en mukaddes bir şekilde. Karanlık güçler şunu kavramalıdırlar:

Bizi sürgün etseler, seyehat etmiş oluruz.

Bizi hapsetseler, halvete girmiş oluruz.

Bizi öldürseler, şehid oluruz.

Muvahhid müslümanlar, tarih boyunca olduğu gibi; Kur’an ve Sünnet’in yılmaz bekçisidirler. Tâğûtî güçlerin tehdidine karşı, zerre kadar aldırış etmezler.

Yüce Rabbimizden, son nefesimizde bize şehadeti tadarak can vermeyi nasib etsin. (Amin) Kardeşiniz Alaaddin

Paylaş