İbrahim Kızmaz

İbrahim Kızmaz       6 Ocak 1992 Nusaybin


Nusaybin’de bir ilk okul öğretmeni olan İbrahim Kızmaz, aynı zamanda şair ve yazardır. Evi, yolu Nusaybin’e düşenlerin ilk konaklandıkları yerdir. Alim ve muttaki kişiliğiyle, bölge halkının gönlünde taht kurmuştu.  İslami faaliyetlere aktif ve sürükleyici katılımı, Kürdistan’da ve bütün bir Türkiye’de, O’nu tanınan ve sevilen biri kılmıştı. Çalışkan, fedakâr, basiretli ve samimi şahsiyetiyle, örnek bir müslümandı. Halkla kurduğu sıcak diyalog sayesinde, geniş bir çevre sahibi olmuştu. Hizbullahî, devrimci islam’ın tebliğinde korkusuzdu. Bütün bunlar O’nun hedef olarak seçilmesine yetti. Karar alındı, İbrahim Hoca, öldürülmeliydi. Her zamanki gibi, bir öğrencisiyle okul bahçesinde iken, Kürdistan haini olan PKK özel timlerinin saldırısına uğradı. Kurşunlanan İbrahim Hoca öteye bir muştu götürürken, islami harekete de, bir meş’ale hediye ediyordu. Yere yığıldı. İbrahim Hoca’nın üzerine bir başka ceset daha yığılmıştı. Bu O’nun henüz on yaşına girmemiş, masum, minik talebesiydi.

İbrahim Hoca’nın şehadeti bölgede şok etkisi uyandırdı. Ve PKK’nın müslümanlara yakıştırmaya çalıştığı Kontr-Gerilla ifadesi, Nusaybinliler tarafından nefretle karşılandı. Kont-Gerilla’da ne demek, bu bizim bildiğimiz İbrahim Hoca (!). Şehidin cenaze töreni, ülke çapında ve bölgeden gelen yüzlerce müslümanla, adeta bir gösteriye dönüşüyor, günlerce mezarının başında nöbet bekleniyor. Ayrılmak istenmiyordu. İhanet ve hainler lanetleniyordu, islami direnişin engellenemeyeceği andı içiliyordu.

Çok geçmeden kulaktan kulağa yayılan bir haber: İbrahim Hoca’nın öldürülmesinin kararını alan ve uygulayanların cezalandırıldıkları ve islama, müslümanlara yönelik cinayetlerinin artık karşılıksız bırakılmayacağı ifade ediliyordu.     KAYNAK: Yeryüzü Dergisi-15 Haziran 1992 Sayı:19

Şehidlerimiz İbrahim Kızmaz

Ve Orhan Korkmaz’ın aziz hatıralarına

 

Ayrılık Güvercinleri

Direnmenin ihtişamı

Dağlardan yankılanan feryadlar var

Ateşi sulara okutan

Ölüm üstüne yorumlar

Asıl mü’minde güzeldir kurşunlar

Devrilip devrilip gelen

Aşkın zirvesinden

Kulp’tan Nusaybin’den

Sevdalar işkencede

Sizden yana saf tuttuk ey İbrahim ey Orhan

Yabancısı değiliz intikamların

 

Serpilen yara oldunuz bağrımıza

Secde izleriyle nakış nakış alnına

Kanlı kancalar atıldı

Ateş yutmuş gözlerin

Senin gözlerine döküldü kezzap

Şimdi biz kör olduk

Görmemenin kahrolası hüznü

 

Sular şaşkın akıyor

Yarası derinden

Kulp Çayı mahsun

Kulp Çayı kan

 

Ashab-ı Uhdud’dan

Tutuşturulmuş ateşlerdi vucuduna serpiştirilen

Tevhidî libasınla yandığında

Kitabımdan başkaldırılar boy veriyor

Ve kesemez hiç bir zalimin bıçağı mazlumun sesini

İbrahim nasıl öğrendiyse İbrahimce ölmeyi

Sen de öğren ki, bozkır dağlarıma yağsın yağmur

Değil mi ki hayatın bir yüzü ölümdür güzelim

 

Bak ellerimde

O mükemmel günün hazırlığı var

He canım, kurşunlar sıkılınca bağrıma

Kin ve öfke baktım dağları delip geçen

Alnımın dağlandığı yerde

Ey mazlum çocukları Doğu’nun

Yaralarımız üzerinde ayrılık güvercinleri

Ölüm renginde

 

Sana

Hamza’nın ciğeriyle soluyan

Orhan diyorum

Ve sana Hubeyb kararlılığında

İbrahim diyorum

Diyorum ak güvercinler ölmedi ölmeyecek

Anlıyor musun

Göğsüme yaslıyorum sizleri yeniden

Ayrılık güvercinleri

Bünyamin Doğruer

Paylaş