Hüseyin Tekin

Hüseyin Tekin       18 Haziran 1990 Şırnak


Şırnak’ın Hizbullahi Müslümanları’ndan Hüseyin Tekin 18 Haziran 1990 gecesi, yatsı namazından sonra ihtiyaç gidermek için, evinden dışarıya çıktığı sırada, pusu kuran PKK’lılar tarafından ateş açılarak şehid edilmiştir.

Olay hakkında bilgisine başvurduğumuz merhum Şehid Hüseyin’in ağabeyi  Reşit ve kardeşi İsmail bizlere şu bilgileri verdi: “Kardeşimiz Hüseyin 18 Haziran 1990 Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece saat 22.30 da, yatsı namazını kıldıktan sonra, ihtiyaç gidermek için evinden dışarıya çıktı. Takriben 10 dakika sonra, 5 veya 6 el silah sesi duyduk. Evimizin yakınında olduğunu tahmin edememiştik. Çünkü bu tür silah sesleri, sık sık duyulur. Yinede merak ederek, pencereden baktık. Bir de ne görelim, Hüseyin yere yığılmış vaziyette. Dışarıya çıkıp yanına vardığımızda ise Hüseyin şehid olup Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştu.”

Olayın kimler tarafından gerçekleştirildiği hakkındaki sorumuza ise, şehidin ağabeyi Reşit şu cevabı verdi: “ Geçen yıl aynen bu tarihte  (18 Haziran 1989 saat 22.00) ailemizin bütün fertleriyle birlikte evde olduğumuz  sırada, şiddetli bir bombalı saldırıya uğradık. Bomba evin iç tarafına isabet etmediği için, ( atıldığı yere yakın oturduğumuzdan) benle Şehid Hüseyin, ağır yaralandık. Ben bu saldırıdan dolayı ayağımdan sakat kaldım. Merhum Hüseyin ise, çeşitli yerlerinden aldığı ağır yaralarından dolayı, daha kendine gelememişti. Bu olayla ilgili olarak yapmış olduğumuz tahkikatlarda şu bilgileri elde ettik. “PKK’ya yakın olan taraftarları, saldırının kendilerinin gerçekleştirmediğini söylemiyorlardı. Daha sonra bazı kardeşlerimizde PKK’nın yayınlamış olduğu dergilerde, olayı kendilerinin üstlendiği söylendi. Sözkonusu yayın organlarında bizlerden ‘rejimle işbirliği yapanlar’, ‘Mit veya Hain’ olarak bahsedilmiş. Tabii bu tür kasıtlı töhmetlerden Allah’a sığınırız.

Bütün bu gelişmelerden evvel de, bazı hoş olmayan hadiseler olmuştu. Tekin ailesi başta olmak üzere, diğer bazı Hizbullahi Müslümanlar,  defalarca tehdid edilmişlerdi. Bunun üzerine, bu kişilerle yaptığımız temaslarda,  asıl gaye ve büyük hedefimizi kendilerine izah etmiştik. Yani özet olarak amacımızın ve hedefimizin, dünya istikbarı ve onun işbirlikçileri olduğunu, ısrarla izah ediyorduk. Bütün çabalarımıza rağmen ikna olmak istemiyorlardı. Ayrıca oturumlarımıza, sohbetlerimize beklenmedik  missafir  tipi iştirakleri, sayısız takip etme olayları… vb.

En önemlisi ve en dikkat çekici olanı ise, daha evvel ifade edildği gibi, Merhum Hüseyin’in şehid edildiği  tarih ile bir yıl önceki bombalama suikasti, 10 dakika gibi bir gecikme hariç tutulursa; saat, gün ve ay, tıpa tıp aynıdır. Yani ilk cinayetlerinin yıldönümüdür. Bütün bu tesbit ve deliller menfur cinayetin, PKK’lılar tarafından işlendiği aşikar olarak meydana çıkarmaktadır.”

Bu olaydan sonraki duygu ve düşüncelerini ise şöyle dile getirdi. Reşit ve İsmail Kardeşler: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (Biz Allah’dan geldik ve yine O’na döneceğiz) Allah Tebarek ve Teala Kitab-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor ‘Allah (cc) mü’minlere karşılığında cennet  vermek üzere, canlarını satın almıştır.’ Görüldüğü gibi Allah (cc)  kendisine ait olan bir şeyi almıştır, bizimkini değil! Buna karşılık sevinmekten başka bir diyeceğimiz yoktur. Yani şehid verdiğimize seviniyor ve yeryüzünde Tağuti ve Firavni rejimlerin tahakkümünden kurtulmak için, Tevhidi düşünce ve Muhammedi islamın hakimiyeti uğruna vermekte olduğumuz mücadelemizde; bizi de şehidlik mertebesine ulaştırmasını, Allah Tebarek ve Teala’dan, hulusi kalb ile temenni ediyoruz. Aziz islam için kaç tane canımız varsa, en ufak bir tereddüt dahi duymadan vereceğimizze dair, ahdimize bağlılığımızı yineliyor ve bütün şer güçlere ilan ediyoruz. Yılmak, yorulmak şöyle dursun, bu tür şen’i olaylar imanımızı ve dava azmimizi bilemektedir.

Lakin burada şu önemli noktayı ısrarla vurgulamaktan geçemeyeceğim; eğer ellerinde kardeşimiz hakkında (kendi tabirleriyle)  Mit, muhbir veya hain olduğuna dair, bir tesbitleri veya sağlıklı bilgileri varsa, bize de söylesinler; yok eğer iç hesaplaşmaları veya keyifleri öyle istediği için gibi bahanelerle, bu tür menfur cinayetleri işliyorlarsa, kendilerine ihtar ediyoruz ki, bu nevi infial uyandıran gayri insani teşebbüsleri tekrar etmesinler.

Bunun için emperyalist güçler, uzun süreden beri basın ve yayın organlarında, gizli ve açık toplantılarında, Hizbullahi müslümanlarla, kendilerine muhalif olan sağcı veya solcuları karşı karşıya getirmek için, yoğun çaba sarfediyorlar.

Bizler Hizbullahi müslümanlar olarak, yeryüzü istikbarı ile mücadele ederken, her çeşitten tepkiyi yne onlardan beklemekteyiz. Özgürlük (!) mücadelesini verdiklerini iddia eden faşist ve komünistler kendilerini müstekbirler için gönüllü siperler yapmasınlar. Bu kere karşılarında beşeri nizamların kulluğu için değil, yeryüzü hükümranlığının kayıtsız ve şartsız  kendisinin olduğu Allah’ın erlerini bulacaklar ve ebediyyen hüsran ve helâka uğrayacaklardır. Ayrıca akıllanmayıp sözkonusu tavırlarında ısrar ederlerse, tarihin önünde, yeryüzü istikbarı ve emperyalizminin yanında olma bedbahtlığından (daha evvelki  selefleri gibi) kurtaramayacaklardır.Özgürlük ve hürriyet mücadelesi verenler, gerçek özgürlükçüleri değil, varlıklarının tek sebebi başkalarını köleliştirmek onlarla mücadele ederler. Bunun aksi , gerçek özgürlük ve hürriyet düşmanlığının ta kendisidir. Vesselamü Aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.

Şehid Hüseyin 30 yaşında, evli ve beş çocuk babası idi. Uğruna baş koyduğu Anayasası Kuran-ı Kerim’i öğrenememiş olmaktan, kendinden hep şikayet ederdi. Ancak ömrünün bu son senesinde Anayasasını öğrenip öylece rabbine kavuştu. Bizimle birlikte evvelki yıllarda tutmadığı/tutamadığı oruçlarına karşılık, üç ayları oruçlu olarak geçirdi. İlk okulu dahi okumadığı halde, ayda en az bir adet islami eseri okurdu. Kendisini her ziyaret edişimde, islam için yaptıklarının azlığından şikayet eder, şehid olmayana kadar, davanın hakkının eda edilemeyeceğini ısrarla vurgulardı.

İşte böyleydi şehid Hüseyin. Adını aldığı, peygamber torunu Seyyidüş -Şüheda  Hz. Hüseyin’in yolunu tuttu. Ne mutlu Hüseynîlere!…

Kaynak: Objektif Dergisi 2. Cild  Sayı 15 sayfa 20:

Paylaş