Gürsel Kabadayı 

Gürsel Kabadayı    21 Ocak 1978 Çeliktepe – istanbul


Gürsel Kabadayı, 1961 yılında Bayburt’ta doğdu. Ailesiyle birlikte küçük yaşta İstanbul’a göç etti. Çeliktepe Ortaokulu’ndan mezun olmuştu. Ailesinden aldığı islami terbiye ile çevresindekilere tebliğ faaliyetlerine küçük yaşlarda başlar. Bu tür faaliyetlerinden dolayı da Çeliktepe bölgesini kurtarılmış bir bölge haline getirmek isteyen, Dev-Sol’cuların hedefi haline gelir. Sözüm ona Tağuti düzene karşı olup, ezilen halkların yanında olduklarını söyleyen; gerçekte ise, emperlayist Tağuti güçlerin maşalığını yapan Dev-Sol taraftarları; Çeliktepe’de yaşayan muztazaf ailelerden birisinin, biricik evladı olan Gürsel Kabadayı’nın İslami çalışmalarını yasaklamak isterler. Gürsel Kabadayı, bu tür kuru tehditlere pabuç bırakacak bir karakterde değildir. Gerekli tertibatlarını da alır. Çeliktepe Camii’nin önünde İslami Kitaplar satmaktadır. Yani her zaman hedef olacak bir mahaldedir. Emperyalistlerin yerli uşaklarının, mahallelerindeki uzantılarını dikkatle takip etmektedir. Hatta bir gün, aile fertlerine televizyonda gördüğü, mahallesinde yaşayan Dev-Sol’culardan Mehmet Ali isimli şahsı göstererek “Şu adama iyi bakın ! Eğer bana bir şey olursa bundan bilin” Şehadetiden bir kaç gün önce, sokaklarının köşesinde, Dev-Sol’un elemanları olan Mehmet Ali ve Zeki Karakuş isimli şahıslarla, uzun uzun konuşurlar.

Gürsel Kabadayı 21 Ocak 1980 Günü Çeliktepe’de eski pazar yerine giderken, şehid edilir. Olay mahalline gelen annesi Cevahir Kabadayı, yüreği yanık bir şekilde intizar etmektedir. Tam bu sırada orada bulunan Zeki Karakuş’a karşı da suçlayıcı  bir tarzla konuşur. Zeki Karakuş karşılık olarak sadece “Haklısınız” der ve oradan uzaklaşır. Yüreği yanık anne “Yarabbi sen nasıl biliyorsan öyle yap, sen her şeyin en iyisini bilirsin” diyerek, Rabbine iltica eder.  Akrabalarının ısrarı üzerine de, söz konusu şahıslardan davacı olur. Mehmet Ali ve Zeki bir müddet hapiste tutulurlar. Fakat daha sonra serbest bırakılırlar. Kısa bir müddet sonra, Zeki Karakuş bir trafik kazasında ölür. Cevahir Kabadayı yakınlarına “Aslında Allah kullarından , mazlumların ahını nasıl alacağını bizden daha iyi bilir. Ama biz kullar aceleciyiz işte “ diyecektir.

Şehidimiz, Gürsel Kabadayı’nın çilekeş ve vefakâr annesi o günleri, daha sonra şöyle dile getirecektir “Ben dört erkek kardeşimi arka arkaya kaybettim. İstanbul’a göç ettik. Yoksulluk ve sıkıntı içerisinde gecekondu evinin inşaatına başladık. Beyim inşaatlarda çalışırdı. Günlerden bir pazar günü, öğle vakti, inşaattan düşüp öldüğü haberini aldığımda; Gürselim’in küçüğü olan Abdülaziz’e hamileydim. Yetim yavrularımı sıkıntılar içerisinde büyüttüm. Büyütürken, hep elimden avucumdan çıkarlar, yanlış yönlere giderler diye korkardım. İbadet ve dua gizlidir. Allah’la kul arasındadır. Ama ben yavrularımda bilsin anlasınlar diye, özellikle sesli dua ederdim. Şöyle yalvarırdım Allah’a ‘Yarabbi bu kimsesiz yetimleri sen koru gözet ! Onları kendi yoluna ilet. Bu yavrularımı sana havale ediyorum!’ Daha sonraki günlerde, şehadetinden bir müddet önce Gürsel’e, kendisine dikkat etmesini ve belli bir süre memlekete gitmesini söylediğimde “Anneciğim Allah’a yaptığın duaları ne çabuk unuttun. Bizleri Allah yolunda sen yetiştirdin. Şimdi bize böyle diyorsun.” O sıralar Gürselim yeni evlenmişti. Birde oğlu olmuştu. Ben kendisine “ Sizleri yetim olarak ne zorluklarla büyüttüm. Yarın sana bir şey olursa, bu yavrucukta senin gibi olacak” dediğimde “Anneciğim, ben senin imanından şüphe ediyorum. Bir kızılbaş kadını kadar da olamıyorsun. (O günlerde  muhitlerindeki bir alevi kadının, kocasının ölümünde Jandarmaya karşı sergilediği gözü pekliğe işaret ediyor) Ölürsem şehid olurum. Onların rızkını düşünme. Hem ben buradan gidersem, buralarda kimseyi koymazlar, bizimkilerden birini yaşatmazlar… Müslümanlık böyle olmaz.. “ dedi.

Şehidimiz Gürsel, bir sahabi teslimiyetiyle rabbine kavuştu. Ne mutlu böyle bir şekilde rabbine kavuşanlara !

Paylaş