Filiz Beyaz  

Filiz Beyaz          29 Temmuz 1998 Konya


Sana düşmezdi karanlık çağda karanlıklara yumruk sıkmak. Bileğine yakışmazdı çelik kelepçeler. Ama sana düştü, Hüseyinsiz çağda, acılar içinde mücadele etmek. Sana düştü.

Filiz Beyaz. Eğer, elleri kelepçeli iki jandarma arasında sınava götürülürken ki görüntüleri medyada yer almasaydı, belki de bu kadar tanınmayacak, bir dava adamı unutulup gidecekti. O, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek için çaba sarfedenlere karşı, hep en ön saflarda mücadele verdi. Konya’da başörtüsü eylemlerinin sembolüydü. Adı gibi, hayaylleri de beyazdı, hem de zalimlerin asla ulaşıp kirletemeyeceği kadar beyaz.

Zalimlerin, tüm çabalarına, korkutma ve sindirmelerine rağmen yıldıramadığı Filiz’i, bir trafik kazası aldı bizden. 29 Temmuz Çarşamba günü Konya’da geçirdiği bir trafik kazasında Filiz Beyaz ve O’nun, “ablam, biricik kader ortağım” dediği Havva Gülveren hayatını kaybettiler. Filiz Beyaz ve Havva Gülveren hayatta birlikteydiler, ölüme de birlikte gittiler, artık ayrılmayacaklar.

Filiz Beyaz’ı araştırmaya başladığımızda çağdaş bir zeynep ile karşılaştık. Bir arkadaşı O’nu iki kelime ile anlattı: “Güzel bayandı.” Zahiri bir güzellik değildi kastı, bunu araştırdıkça öğrendik.

Müslüman olmadan önce, solcu bir bayandı. Özgür Gündem’de yazılar yazıyordu, o zaman oranın köşe yazarıydı. Bu anlattıklarım 4-5 sene önceydi. O zamanda aktifti, eylemlere gider, kavgalara girerdi. Hatta bir anısını anlattı. Biz polislerle kavga ediyorduk dedi. Polis bizim üzerimize ateş etti dedi. Kendisinin tam arkasındaki bir erkek vurulmuş, bu olay O’nu çok etkilemiş. Ondan sonra hidayete erdi. iki sene önce üniversite sınavına girdi ve Konya Selçuk Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği’ni kazandı. Kendisi çok aktifti, nerede bir hareket varsa, hemen oraya gidiyordu. İslam’la tanışması da bu yıllara rastlıyor. Engin Vural isimli arkadaşı; O’nun yaşadığı değişimi, şöyle anlatıyor: Okula gittikten sonra, ilk dönem geldi, bazı değişiklikler olmuştu. Daha sonra gitti. Tatil zamanı geri geldiğinde, tamamen kapanmıştı. İslamî kurallara uymakta oldukça dikkatli davranıyordu. Çok samimi idi. Mücadeleciydi. Hep şunu derdi: “Bir insan müslümansa ve diğer insanlardan farklı olduğunu iddia ediyorsa, kesinlikle oturmamalıydı. O’na göre müslüman kesinlikle oturmazdı. Oturamazdı. Allah’ın O’na hesap soracağına inanırdı.” Özellikle kürtlerle ilgilenirdi. Onlara yardım ederdi. Doğuda insanlar zulüm altında iken kendisinin asla oturamayacağını söylerdi. Yeni yaşantısından dolayı ailesi ile kopuktu. Filiz okula ilk gitiği sene, Fatih Kız Öğrenci Yurdu’nda kaldı. Bu sırada değişik görüşten insanlarla, sürekli fikir çatışması yapıyor. Oradaki müslüman öğrenciler oldukça pasif, gidiyor oradaki müslümanları örgütlüyor, onları bir düzene koyuyor. Tabi yurt yönetimi Filiz’in çalışmalarından rahatsız oluyor ve Filiz’i yurttan uzaklaştırıyorlar. Bundan sonra Akabe Vakfının evlerinde kalmaya başladı.

Engin, Filiz’in gayretini ve mücadeleci kişili hakkında da şöyle anlatıyor:  “Örneğin Ogaden ile ilgili bir program hazırlamıştı. Dedim ki, neden bu işi erkekler yapmıyorda, sen yapıyorsun. O da bana, “erkeklerin hepsi korkuyorlar bu iş de bize düştü” dedi.

Filiz neredeyse gece gündüz demeden ve çok az uyuyarak, sürekli teblig yapan biri idi. Mesela okullardaki panoları tebliğ amacı ile ele geçirmişti. Sabahın erken sahatlerinde kalktığını, herkesin uyuduğu bir vakitte çakısını ve birde kuru sıkı silahını yanına alarak okula gittiğini ve burada panoları gece boyunca hazırladığı döviz ve bildirilerle donattığını anlatmıştı. Bir gün yine panoyu değiştirmesi gerekiyormuş. Şiddetli bir yağmur yağıyor. O buna rağmen gidiyor, panoyu değiştiriyor. Fakat o kadar ıslanıyor ki, sonunda bir yere yığlıp kalıyor. Kendisi ile birlikte trafik kazası geçiren Havva Hanım, 32 yaşında idi. Bütün programları beraber yaparlardı ve Filiz, O’na abla derdi. Havva kardeşimizde, geçmişte eşini ve çocuğunu tarfik kazasında kaybetmişti.

Tutuklanması nasıl oldu.

Filiz, okuduğu fakültede, tek peçeli bayan idi. O yönden zaten dikkati çeken bir bayandı. Okuldaki aktif çalışması ve başörtüsü eylemlerindeki gayreti de, polisin dikkatini çekiyor. Bunun ardından Filiz hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkıyor. Filiz sınava kadar tutuklanmamak için, Konya’nın bir köyüne gitti. Orada bir ay kaldı. Bu arada mahkemesi oluyor, mahkemeye gidiyor, orada tutuklanıyor ve hapse atılıyor. Filiz cezaevinde 20 gün kalıyor bu süre zarfında oradaki bayanlara islamı anlatıyor. İlk derste Yusuf Suresi’nin tefsirini işliyor. Oradaki bayanlardan birinin hidayetine vesile oluyor. O bayana çıkınca kitap ve pardesü alıyor. Ama kazadan dolayı götürmek mümkün olmuyor.

Filiz cezaevindeki duygularını Yusuf şiiri ile şöyle dile getiriyor:

Yusuf

İftiraya mı uğradın Yusuf

zindandaki tebliğci

ne güzelde görevini yaptın

haklıyken haksız mı dediler Yusuf.

…….

İftiralar sabıra

zalimler cihada

batıl hakka

kafir müslümana

yenik düşer be Yusuf

yenik düşer.

İçerde kaldığı sürede, sınavı olduğu için, sınava gitmek istediğini söyler. Sırf elleri kelepçeli ve yanında da jandarma olduğu halde, halk kendisini görsün ve uyansın, diye. Oturuyor masaya ve boş kağıt veriyor. Hayatının her alanında, her türlü yöntemle tebliğ vazifesini yerine getiriyor Filiz.

Bir dostuna cezaevinden yazdığı mektupta “Biliyorum ki müslüman özgürdür. Ne soyalistlerin, ne kapitalistlerin, ne de bu düzenin özgürlüğe verdiği anlamı kamul etmiyorum.  Özgürlük; la demektir la de ve özgür ol.”  Aynı dostuna “Burada en yakın dostum Kur’an-ı Kerim, Allah’a =şükürler olsun.”  diyor bir başka mektubunda.

Kısacık hayatı, mücadele ile geçen Filiz; bir savaşçıyı, yazdığı şu dizelerle anlatıyor ve biz bu dizelerde Filiz’i ve O’nun yorulmak bilmeyen azmini görüyoruz:

Savaşçı

Hangi çağdayız

Sömüren ve sömürülen

Ağlayan ve gülen

Duygular kalmamış

Kalpler karanlık

Merhamet idam edilmiş

Sevgi çöp kutusunda

Hayal ediyorum

Boyunlarda zincir çekenler

Kahkaha tufanında

Ölümcül yaralar almışız

Kimi menfaatle yaklaşır Kitabına

Kimi, kimi

Artık anlatmadan ve yazmaktan

Söylemekten yoruldum mu?

Hayır

Allah yolunda yorgun savaşçı olmaz.

 

Türkiyeli Müslümanların, Bosna şehidi Selami Yurdan için de, bir şeyler karalamış Filiz, adeta şehadetine imrenircesine:

“SELAMİ YURDAN

Sen hiç elverişsiz şartlar altında

Nasırlı ellerle mısır döven

Ve alnından boncuk boncuk ter döken

Suratı coğrafyayı andıran insanları

Hiç düşündün mü?

Sen, kendi benliğini fakir sofralarına

Hediye etmeyi hiç düşündün mü?

Bir yaşlı insandır ezilmiş

Kendisi çoğulculuk kurbanı seçilmiş

hayatı başak, buğday, tarlada geçmiş.

Sevda türküleri söylemiş

Altın sarısı başakların içinde sevgisini aramış.

Kanlı gömleği üstünde “Ya Rab, Ya Rab”

Sensin benim sevgilim diye haykırmış dağlara.

Yankılanan kendi sesi,

Dalga dalga ekolu bir şekilde geri gelmiş”

Ve yaklaşan ölüm adeta Filiz’e kendisini hissettirmiş ve duygularını anlatmakta en çok başvurduğu yönteme, şiire sarılmış:

Ölüm kapıda

Çalıyor kapıyı

Bekle diyemiyorsun

Yeni girdim doğru yola Rabbim

Mücadelemin başındayım

Hayatta en çok arzuladığı ve kavuştuğuna inandığımız şehadeti de şöyle dile getiriyor:

Bir baran (yağmur) bekliyorum

Ben üniversite bahçesinde

Üzüm sarmaşığının altında

Gençliğimi masaya yatırdım

Baran gibi yağsa şehadet

Ve ben içsem

İçsem ve yine içsem

 

 

 

Ağabeyi  Cengiz Beyaz’ın dilinden Filiz Beyaz:

Filiz 1975 yılında doğdu. İlkokul ve lisede oldukça başarılı idi. Çok araştırmacıydı. Hiç bir ayrım gözetmeden tüm fikirlere ait kitapları okurdu. Üniversiteyi kazandıktan sonra, daha bir girişken ve daha araştırmacı bir insan olarak karşımıza çıktı.

Hidayetine bir rüyanın vesile olduğunu söyledi. Ama bu rüyayı anlatmadı. Ama o kadar etkilenmiş ki, bir anda değişiverdi. Daha önce çok farklı bir düşünceye, sol düşünceye zahipti. Araştırmaları sonucu, hakk yolunu buldu diyebilirim. Bu değişim, ailemizde memnunlukla karşılandı.

Hislerimi anlatmak o kadar zorki… Ben kızkardeşimin cesediyle, tam sekiz saat, ambulansta yolculuk yaptım. Parmaklarına dokunuyorum, kefenin altından ayaklarına dokunuyorum “kalk selam ver” diyorum. Ailemiz için de çok zor, çünkü ailenin tek okumuş çocuğu idi. Allah rahmet eylesin diyorum. Ama gönlüm çok rahat. İnşaallah şehid olmuştur diyorum.

O çok güzel bir insandı. Ben Konya’da duydum. Orada yetimlerin çamaşırlarını yıkarmış, bilgisayar dersi verirmiş, öğrencilere matamatik dersi verirmiş. Bunlar çok güzel şeyler. Okullar kapandığı zaman eve gelmezdi O.  “Abi burada işim var” der ve orada uğraş vermeye devam ederdi. O’nun ölümü, ailemizde çok şeyi değiştirdi. Böyle güzel insanlar, hepimiz için örnek olmalı.

Filiz’in ölümünden önce, böyle değerli bir kardeşe sahip olduğumuzun farkında değildik. Olay duyulur duyulmaz, umduğumun üstüne bi sevgi seli geldi. Benim umduğumun üstünde bir tanıdık çavresi vardı. Ben kardeşimin bu kadar güzel şeyler yaptığını bilmiyordum. Ve  bu kadar sevildiğini de tahmin etmiyordum.

Hanife Telek (Filiz’in Arkadaşı): Yüreği ve beyni köleleştirilmiş bu toplumda, yüreğinin ve beyninin namusunu koruyup, zelil bir hayata kendini kaptırmamak, O’nun birinci ve en büyük gayesiydi. O, esaretin bileğe takılan kelepçeler değil, ruhların görünmez prangaları olduğu bilincini hazmetmiş, yüreğinin ve tüm yüreklerin hür olması için; ölümüne mücadele vermeyi, kendine vazife telakki etmişti… O, hiç bir zaman okuduğu okulu amaç edinmemiş ve istikbal kaygılarıyla taviz vermek gibi, bir zillete düşmemişti…. “O, bileği kelepçeli, yüreği ise hür olan bir özgürlük savaşçısıydı. O, yüreğinin renginde konuşur, konuştuğu renkte hareket ederdi.”

KAYNAK: Selam Gazetesi: 9-15 Ağustos Sayı:349

 

Paylaş