Feridun Nergiz 

Feridun Nergiz         16 Eylül 1993 Diyarbakır


16 Eylül 1993 Perşembe günü, Bağlar semtindeki dükkanında saldırıya uğrayan Feridun Nergis isimli müslüman, aldığı satır darbeleri sonucunda, kaldırıldığı Diyarbakır Tıp Fakültesi Hastahanesi’nde, olaydan bir gün sonra, şehid düştü. Arkadaşlarının verdiği bilgiye göre, Şehid Feridun Nergiz saldırıya uğradığında, ilkindi namazını kılıyordu. Diyarbakır’ın sevilen müslümanlarından olan Feridun Nergiz, evli ve üç çocuk sahibiydi.

Diyarbakır’da meydana gelen ikinci faili mechul cinayette de, 17 Eylül günü Ahmet Işıklı isimli müslüman öldürüldü. Ahmet Işıklı da esnaftı ve sabahleyin dükkanını açarken, satırlı saldırıya uğradı. Aldığı satır darbeleri sonucunda, hastahaneye kaldırılırken, şehid düştü. Ahmet Işıklı da evli ve 4 çocuk sahibiydi.

Diyarbakır’ın Eylül şehidlerinin cenazeleri, Abide Camii’nde kılınan namazlardan sonra, birlikte kaldırıldı. Cenaze merasimine kalabalık bir topluluk katıldı. Cenazeler Sedâ Baba Mezarlığına götürülürken, müslümanların “Allah-ü Ekber, Lailahe İllallah, Zalime Lanetullah” sloganlarını söyledikleri görüldü.

Diyarbakır’da müslümanların satırlarla vurularak katledilmeleri, olayı duyan tüm müslümanları canevinden yaraladı.

KAYNAK: Yeni Yeryüzü Dergisi Ekim 1993 Sayı 5 Sayfa2

Feridun Nergiz

1967’de Diyarbakır’ın merkeze bağlı Alipınar köyü’nde dünyaya gelen Feridun Nergis, ilk tahsilini Alipınar İlkokulu’nda yaptı.

İlkokuldan sonra, diğer yoksul köylüler gibi, önüne gelen her işi yaptı. Geçimini sağlamanın küçük yaşlarda başladığı bu köyün (şimdi  mahalle) tüm çocukları gibi, O da daha ortaokul çağındayken, bu dertle tanıştı. 19 yaşındayken evlendi.

1986’da askere gittikten sonra hayatı değişmeye başladı. Artık belli bir hedef için yaşamaya başlayan Feridun Nergiz’in durumu, ekonomik olarak hiç değişmemesine rağmen, kültürel olarak değişmeye başladı.

İslami bilgi ve bilincin pratik değerini kavradıktan sonra, bunun toplumsal yansımasını gerçekleştirmeye başladı. Seyyar satıcılık yaparken bile, tebliğ yapmaktan geri durmayan Feridun, şehadetine kadar bir çok insanın hidayetine vesile oldu. Fakir yaşantısınıdan, hiç bir zaman şikayetçi olmadı. Bilâkis, eşiyle beraber İslamî bir hayatı sürdürmekten, fakirlikle bile olsa, oldukça memnundu.

Bir ara açtığı ciğerci dükkânını işletirken, İslamî uğraşılarından ötürü, “faaliyetimizi engelliyor” gerekçesiyle ulusalcı-marksistler tarafından dükkânı taranınca “Ya bizim düşüncemize hizmet edeceksin veya seni öldürürüz” şeklindeki tehdide, boyun eğmeyerek, burayı kapatıp, tekrar seyyar satıcılığa başladı. Akrabalarının “vaz geç bu yoldan” demelerine karşılık, “Bu yolda ölmek var, geri dönmek yok!” dedi.

Şehadetinden üç dört ay kadar önce, yeniden bir dükkan açtı. Bu sefer, Züccaciye işinden geçimini sağlamaya gayret ediyordu. Burada da, İslamî toplumsal sorumluluğun gereklerini yerine getirmeye çalıştığı için, eli satırlı zalim güçlerin saldırısına uğradı. Başından, vucudunun diğer yerlerinden aldığı onlarca satır darbesi, O’nun şehadetine vesile oldu.

Cenazesi, kalabalık bir müslüman topluluğun tekbirleri eşliğinde, Abide Camii’nde kılındı. Cenaze namazından sonra, kalabalık cemaatin tekbir ve tehlilleriyle, Alipınar mezarlığında toprağa verildi.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın rahmeti ve selameti, tüm müslümanların üzerine olsun. Adım Fatma Nergiz, ortaokul 3. sınıfta öğrenimimi yarıda bırakmak zorunda kaldım. Ferid’le evlenirken islami bir anlayışımız yoktu. Evlendikten sonra askere gitti. Askerliğinden 6 ay geçmişti ki, islamdan söz etmeye başladı. Askerdeyken kitab göndermeye başladı.

Eşinizin çevresi üzerinde etkisi nasıldı?

Ferid, zaten önceden de namaz kıldığı, kahve, kumar gibi kötü alışkanlıkları olmadığı için, çevresi tarafından seviliyordu. Askerden döndükten sonra, ikimiz de de değişiklikler olunca; bu, akraba çevresinin dikkatini çekti. O sakal bırakıp, ben de çarşaf giydikten sonra, epey tedirgin oldular tabii…

Bu, onların geleneksel bir islami anlayışa sahip olmalarından kaynaklanıyordu. Sonraları daha da çekindiler.

Peki bu islami yaşantıyla birlikte, çocukların eğitiminde de bu ilkeleri hayata geçirebiliyor muydunuz?

Çocuklar, henüz küçük olduğu için, onlara bir şeyler anlatmak veya kitab okutmak mümkün değildi. Çocuğa ne anlatacak ki? Esasında ailede bir islamî yaşantı varsa, bir iki yaşındaki çocukta, haliyle buna katılacak ve ister istemez, bu terbiyeyi alacak. Yani bu doğal bir şekilde gelişir, özel bir çaba sarfetmeye gerek kalmadan… Bunun için islamı yaşamak lâzım! Ferid’in çocukları için yaptığı, onları sevgi ile bağrına basmaktı.

Peki eşinizin şehadete bakış açısı nasıldı?

Ferid’in her zaman söylediği şey şuydu: “Biz ölümü yeterince düşünmüyoruz. Eğer yeterince düşünseydik, Allah yolunda O’nun rızasını kazanma yolunda daha çok çaba gösterirdik!” Bu davaya inanan tüm müslümanların en büyük arzusu şehadete ulaşmaktır. Gerçi O böyle bir isteği izhar etmedi. Ama, tavırlarından O’nun şehadeti arzuladığı anlaşılıyordu.

Bu şehadet olayından sonra neler hissediyorsunuz?

Şehadetten önce bunu çok düşünüyordum. İnsan bu kadar yıllık hayat arkadaşı, dava arkadaşı, bir çok özel şeyi paylaştığı arkadaşını kaybedince,; doğal olarak, ilk etapta zor geliyor. Ama yine de şehadet mertebesiyle, Allah’ın katına ulaştığı için şükrediyorum. Ölüm zaten er geç bulacaktı O’nu… Bunun şehadetle gerçekleşmesi en güzeli…

Defin olayı sırasında polislerin kadınları mezarlıktan çıkarmaya çalıştığını söylediler. Bundan biraz söz eder misiniz?

Defin sırasında polisler mezarlığa geldiler ve kadınların mezarlığa girmesinin yasak olduğunu söylediler.

Peki buna gerekçe olarak neyi gösteriyorlardı?

Sözüm ona, İslam’da kadınların mezarlığa girmesinin, haram olduğunu söylüyorlardı. Tabii, o anda Allah razı olsun, bir bacı müdahale edip tersledi. Amirlerinden aferin de alamayınca sıvıştılar.

Ailesinin şehadete ilişkin tepkileri oldu mu?

Tabii, geleneksel bir yaşantıya sahip oldukları için, rahat yatakta ölmesinin, bu şekilde öldürülmesinden, daha iyi olduğu kanısındalar.

Size bir müdahale oluyor mu?

Benim islamı yaşamama ve islam için çalışmama müdahaleler oluyor. Elbette canı veren Allah, mutlaka benim rızkımı da verecektir. Benim bundan endişem yok. Benim tek endişem, islami uğraşlardan, geri kalma korkusudur.

Son olarak müslümanlara bir mesajınız var mı?

Tüm müslümanlara mesajım şudur: Bu yolda safların daha da kenetlenmesi gerekir. Zorluklar kimseyi korkutmasın, aksine daha da güçlü kılsın.

Allah razı olsun. Bizim de tek dileğimiz şehidlerimizin tüm müslümanlara rehber olmasıdır.

Rop: Fadime Karakuş

Kaynak Hira Dergisi – Kasım 1993 Sayı:8 Sayfa:18

Paylaş