Çanakkaleli Yusuf   

Çanakkaleli Yusuf      Bosna


Konuştuğum, gezdiğim, aynı kaptan yemek yediğim ve bir haftalık süren bir arkadaşlığım oldu, Çanakkaleli Yusuf’la. İlk defa, bir hafta boyunca, her namazdan önce ve sonra, Kur’an okuyan ve ağlayan bir arkadaşım oldu. Bir haftanın sonunda; sanki, yirmi yıllık arkadaşmışız gibi, ayrılırken gözlerim doldu. Gözden kayboluncaya kadar, şehadet parmağım havada kaldı. İçimde anlatılmaz bir huzursuzluk baş gösterdi. Sanki belliydi bir daha görüşümeyeceğimiz. Yusuf’um gitti. Yusuf’la Bosna’da tanıştım. Bir haftalık beraberliğimiz oldu. Ayrılırken ağlıyorduk. Sanki az ötede ikimizde kaybolacaktık. Ömrümde bizzat sarıldığım ve tam 4 gün sonra, şehadet haberini aldığım ilk müslümandı. Ayrılırken Yusuf’un gözleri yaşlıydı. İçinde, dışına vuramadığı bir acısı vardı sanki. Ben o acıyı biliyordum. Bosna’ya gideceğini, anne ve babasına söylediğinde, annesinden ve babasından olmuştu. Anne ve baba bir tarafa; Allah ve rasülü bir tarafa diyerek gelmişti Bosna’ya cihada. Bu üzüntüsünü, O’nunla paylaşmaya çalışıyorduk, ama teselli edebiliyor muyduk? Hayır. O’nun, Yusuf’un gözleri bundan dolayı hep yaşlıydı. Kalbindeki acı, gözlerinden yaş olarak çıkıyordu. Yusuf’um, yiğit Yusuf’um… Allah senin şehadetini kabul eyleyip, Firdevsi Âlâ’ya yerleştirsin.

Yusuf’umun şehadeti, yanındakilerden öğrendiğime göre şöyle gerçekleşmiş:

Yusuf ve yanındakiler, bir hendekte bekliyorlar. Çatışma bir taraftan sürüyor. İsmini hatırlayamadığım, fakat şu anda gözümün önünde olan, İngiltere’li bir mücahidi bacaklarından vuruyorlar, oracığa yığılıyor. Kurşunlar yağmur gibi yağıyor. Kurşunlar toz kaldırıyor Bosna topraklarından. Yusuf, bu kardeşe 25-30 m. uzaklıkta. O kadar kurşunun arasında, kendini o müslümanın yanına atıyor. Yaklaşık 100 kg. ağırlığındaki mücahidi sırtına alıp, hendeğe dönmeye çalışıyor. Tam o esnada Sırplar’ın kurşunlarına hedef oluyor.  İşte böyle gerçekleşiyor, gözü yaşlı Yusuf’umun şehadeti.

Kaynak: Ukbe Bilal

 

Paylaş